Çok gereksiz bir yazı oldu ama paylaşcam çünkü napam

Bir sürü şiir yazdım kafamdan, bit kuşağı şairi gibi, daha demin. Buralara da bir şey yazmıştım da olmadı yayınlamadım ben de kaldılar öyle. Kredi kartımı nereye koyduğumu bulamıyorum, bir de kulğımdaki delikler anlamsızca kaşınıyor, oysa deldireli yirmi yıl olmuş vay be. Girişler iyi değil değil mi? İnsanlara hitap ederek yazmayı sevmiyorum ama sırf sen gıcık ol diye (ki okumadığın şeye nasıl gıcık olursun bilmem) bunları sana hitap ederek yazıcam. Klacyeyle bir şeyler yazmayı özlemişim ama müthiş alışkanlık unutulmuyor işte. Bisiklet sürmek gibi. Bana bisiklet sürmeyi öğretmedin, şerefsiz. Neyse, küfretmicektim sana. Güzel şeyler söylüyordum içimden şiir filan hani. Romantik şeyler. Öyle aşklı romantik değil yani janra olarak. Dur baştan alıyorum.

Sana dair sevdiğim şeylerden bahsedecektim. Yani şöyle:

Sana çok yakışan şeyler:
a) Gülümsemen
-ki bunun aksini ispatlamak için çok uğraştım ve yeri gelse tekrar uğraşırım ama gülümsediğinden gülümseyesim geliyor.

Oysa hiç lüzmu yok şuan bu tür laubaliliklerin, değil mi?

Ihlamur yaptım kendime ama bardak getirmeyi unutmuşum. Onu da alıp gelicem. Çorap giymiyorum, umarım hasta olmam. Sırf hasta olmamak için ıhlamur demledim, bilirsin içine adaçayı da katarım, bilir misin? En sevdiğim hitap şekli de budur, karşıdakini suçlayıcı hani. Bilmesi gerekmeyen şeyleri bilmesi gerekiyormuş gibi yapıp sonra da bilmediği için kedere boğan. (Şarkıda deyince yazıverdim, keder.) Dur ya bir dakika devam edicem. Aklımda bir espri vardı unuttum artık, nasip.

Neyse işte, şey diyordum sana, iki hafta önce çok kararlıydım perşembe günü akşam olur olmaz mesaj atacaktım. Çok kararlıydım ama efsane kararlıydım öyle böyle değildi. Bir de demin kesinlikle hiç inanmadığım psikolojik karakter rollerinden birine oturtmaya çalıştım ikimizi ve bu ilişkideki konumlarımızı ama galiba o olay benim düşündüğüm gibi işlemiyor. İyi haber, bunun üzerine tez yazabilirim, galiba. Kararlıydım işte, mesaj atacaktım. Sonra öğlenden akşama ve geceden öğlene uyudum ve ertesi gün de sinemaya gidip ardından arkadaşlarımla buluştum, derken derken mesaj atmadım. Şimdi sana yoğunluktan mesaj atmadım gibi yansıyabilir değil mi? Yoo hiç de yoğunluktan değil yani. Atacaktım öyle ilk gün hiç gelmedi içimden, ondan sonraki gün sen başkasıylaydın, bir sonraki gün sen yoldaydın, ondan sonra sen hep yoldaydın. Bak yine seni suçluyorum. Benim seninle konuşmak istediğimi bilmiyor ve gidiyorsun. Yo, yalan, benim seninle konuşmak istediğimi biliyor ve gidiyorsun ki bu seni neyse sana küfretmiyoruz. Bir şey yapmaz napcak müneccim misin.

Karakter rolleri demiştim, hani her ilişkide bir zalim bir kurban bir de kurtarıcı var ya. Düşündüm ben de dedim ki bu ilişkinin başınad ben zalim ve kurtarıcıyken sen kurbandın. Sonra nasıl oldu anlamadım ikimiz de kurtarıcı ve kurban olduk. Sonra ikimiz de zalim ve kurtarıcı olduk. Sonra ikimizde de kurban kalmadı. Bu yüzden birbirimizle bir işimiz kalmadı. Ya da bilmiyorum senin benle işin kalmadı işte, çok yoruldum küfretmicem sana. Çok mu zordu bir hoşçakal demek? Ağlamicam sana. Ağlayacağımı ikimiz de biliyoruz yalan söylüyorum. Bu sana yazdğım son şey olmayacak bunu da biliyoruz ama merak etme seni takıntı haline getirmicem. Çünkü haber vermeden gitmez insalar, karşına geçip bir hoşçakal de giderken derim ben demek zorundayım sonra benden umudun tükenmişse hiç umursamazsın tükenmemişse kavga ederiz. Kavga etmicez diye çok korkuyorum. Önüne geçip zırıl zırıl ağlamak istiyorum. Bu arada hiç sevmiyorum bu teoriyi bence çok çok boktan bir teori.

Sana sarılıp her şeyin düzeleceğine inanmak isterdim, ama sen de artık buna inanmıyorsun galiba.

Yanağından öperim.

Damacana bitti diye ayar yememin ve en iyi arkadaşımın gitmesinin hikayesi

Selamlar, her gün acımı buraya yazdığım gerçekten de acı dolu yıllar ve hiçbir şeyi buraya yazmadığım daha da acı dolu yılların ardından yine sizlerleyim.
Alpi hep bir şeyleri insanlara anlatmak yerine buraya anlatmamı garipsiyordu. Ama artık bana herhangi bir şey için kızmıyor, çünkü herhangi bir şekilde hayatıma dahil olmaya tahammülü de kalmamış gibi bir hali var. Çok ilginç aslında, yıllardır en iyi arkadaşım dediğim (o bana öyle demese de) ve gerçekten onu sevdiğime inandırmak istediğim tek insanın böyle çekip gitmesi. Gerçi çekip gitmek denir mi buna bilmiyorum, sadece bariz bir şekilde hayatında varolmam için hiçbir şey yapmıyordu işte. Normalde istenmediğim yerde durmam triplerine girmem, zaten bir buçuk yıldır istemese de dibinde duruyordum. Ama artık yalnız değilim ve yanımdan gitmesin diye öldürebileceğim kimse de kalmadı. Ne acı gerçekten sevdiğim, herhangi bir sebepten değil sadece sevdiğim bir insanın yanımda olmasının tek sebebinin bana yalnızlığıma ve travmalarıma acıdığı için yanımda olduğunu düşünmek. Ona yalnız olduğum için değil seni sevdiğim için yanında olmak istiyorum dediğimde bana inanmaması.
Tüm gün kendi kendime kafamın içindeki her şeyi oyalasam da gece kafamı yastığa koyduğumda, yalnız kalmak istediğim bir gecede bile insanlarla karşılaşıp vakit geçirdiğimde onunla toplasan kaç kere oturduk ki ama hep hayatımda en çok yer kaplayan kişiydi diye düşündüğümde, her ağlama krizimde, herhangi birine bir şey anlatmak istediğimde yokluğu ve onun hayatındaki değersizliğim çok fazla canımı acıtıyor. Ardından gelen her minik kalp kırıklığında ona bile kendimi sevdiremediysem, bunca yıldan sonra bile onun için köprüden önce son çıkışı bile beklemeden öylece dönüp gidebileceği biriysem zaten kimse beni sevemez ki diye düşünüyorum.
Defalarca oturdum ona bir şeyler yazmaya çalıştım. Suçlamak için ya da neden gittin geri dön demek için değil. Sadece madem böyle bitiyor bi veda etmesi gerek diye. Çünkü biliyorum kavga etmemek için veda etmiyor. Ya da bilmiyorum belki de arkamdan birilerine gidip de bu da peşimi bırakmıyor demesini istemiyorum ama kime diyecek sanki. Zaten hep demiyor muydu bana güvenmeyin ben giderim diye. Zaten demiyor muydu artık yazdıklarının o kadar önemi yok okumuyorum diye.
Aslında bu yazının onunla bir alakası bile olmaması gerekiyordu. Ev arkadaşımın dediği bir şeye üzülmüştüm, daha sonra da başka bir arkadaşımın dediği iki kelimeye. Anlatacak hiçbir yer bulamayınca buraya girdim ben de. Sonra da aklıma o geldi derdim ama ne yazık ki onun kadar vefasız olmadığım için henüz aa o mu unutmuşum ya dediğim bir evreye gelemedik. Belki yirmi yıl sonra filan. Belki üşenmezsem ben yokken olan her şeyi de anlatım. Gidenleri ve kalanları. Ki gitmenin kalanların canını acıttığını da gerçekten tecrübe ettim, üstelik bir insanın gerçekten gitmesini istediğim halde.
Hoşçakalın,
Tabii hala bunları okuyan biri varsa.

Sonrası

Buraya çok çok uzun zamandır yazmıyordum ve birilerinin beni merak etmiş olmasına da oldukça şaşırdım aslında. Yazacak çok şey var aslında ama aynı zamanda hiçbir şey de yok.
Herkes kadar yalnızım.
Sizi özledim.
Özlediğim şeyler var.
Özlemediğim şeyler var ki bu da oldukça olumlu.
Özlememek dileğiyle.

Her şey güzel olacak

Selam, bugün benim doğum günüm ve ben bu postu Fatih Camii'nin bahşesinden giriyorum. (Bu arada Camii'nin sonuna 2 i koymayı da sevmem)
Doğum günlerine önem veririm aslında.
Ama mesela bugün birilerinin ölüm günü. (Camiide cenaze var.)
Yok tanımıyorum hanımları beyleri.
Ben pazara gidicem.
Biraz yalnızım ve çok yürüdüm. Tüm banklar da yaşlı teyze dolu.
Küçükken doğum günlerim daha güzel olurdu.
Bir sürü hediye filan.
Pasta bile yok bu yıl.
Demek ki canım ondan pasta çekiyordu günlerdir.


Yazamıyorum. İlham denen şey 0 hayatımda. Her şey çok güzel gibi görünürken bile değil.
Mor saçlarım var. Niye derdim olsun ki?
Bir şeyler yazmak istiyorum, hikayeler, insanların yazdıklarına hayranlıkla bakmaktan bıktım ama dedim ya ilham yok.
Bi yerden yazmak lazım ama olmuyor işte.
Buraya bile yazmıyorum.
Hiçbir yere yazmıyorum.
İlginç şeyler yaşasam bile bir anlamıyor olmuyor.
Çünkü ilham yok.